İçeriğe geç

4d yolculuk

“Hava kuşlar için, su balıklar için, insan da kendisi için en büyük gizemdir.”

Debbie Ford ‘Işığı Arayanların Karanlık Yanı’



4D Yolculuğuna Başla
ve
Kendini Yeniden İnşa Et

“Özel yaşamımda ve işimde ne istiyorum?”

“Nelere sahip olursam mutlu olurum?”

“Kendimi nerede, hangi konumda görmeyi arzu ediyorum?”

“Neleri başarmış olursam kendimi iyi hissederim?”

“…”

Bu ve benzeri soruları sorar dururuz kendimize ve liste uzar gider. Oysa hepsinden önce şu soruyu yöneltmiş olsak kendimize, bu kadar uzun bir sorular listesine yanıt aramak zahmetinden kurtulmuş olmaz mıyız?

Ben Kimim?

Filozoflar, sufiler, bilim insanları kadim çağlardan bu yana farklı açılardan bakarak bu sorunun cevabı bulmaya çalıştı.

Anlamı oldukça derin olan bu yalın sorunun sizce tek bir cevabı olabilir mi?

Hepimizin bedensel, duygusal ve düşünsel açılardan benzersiz yaratıldık.

Kim olduğumuza dair vereceğimiz yanıtlar da doğal olarak farklı olacak.

Kendini bilmek,

içimize dönüp bir anlığına

kendimizi gözlemlemek, amacımızı ve yaşamımızın anlamını sorgulamak değil,

hayat yolunda yapacağımız bir yolculuktur.

Doğduğumuz günden başlayarak hayatımızda yer almış “bilirkişiler” yaptığımız her şeyi değerlendirdiler. Bizler de tüm bunları veri tabanımıza düzenli olarak kaydettik.

Kimlerdi bu bilirkişiler? Anne babalarımız, akrabalarımız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, iş yerindeki amirlerimiz ve daha nicesi…

Bize aktarılan fikirler ve karşılaştığımız tutumlar zamanla öz imgemizi şekillendirdi.

Bizler, olduğumuza inandığımız kişiler haline geldik.

Hayata verdiğimiz karşılıkların ve yapabileceğimize inandıklarımızın çerçevesini, yani inanç kalıplarımızı oluşturduk.

Ve kendi “konfor” bölgemizin sınırlarını belirledik.

Konfor bölgemizde kendimizi rahat ve güvende hissediyor olabiliriz. Ya konfor bölgemiz bizim hapishanemizse?

Asıl cevaplamamız gereken soru, bu hapishanede sonsuza kadar kalmak isteyip istemediğimiz.

Cevabımız “Hayır!” ise kendimizi mahkûm ettiğimiz döngüden kurtularak ilk D ile Dönüşüm yolculuğuna çıkmaya hazırız demektir.

Kendimizi gerçekleştirmek üzere çıktığımız bu Dönüşüm yolculuğu, hayat boyu yürüyeceğimiz bir yolu önümüze serer. Bu yolu kat ederken duyduğumuz birincil ihtiyaç ise yaşamlarımızda bir anlam ve amaca sahip olmaktır. Yaptıklarımızın, ortaya koyduklarımızın ve varlığımızın bu hayatta bir değer taşımasını, başkalarına bir katkımızın olmasını isteriz.

Yürüdüğümüz yol boyunca sürekli hareket halinde olan bir hayatı yaşarız. Akıp giden bu hayatın özünde de ikinci D olan Denge unsurunu gözetiriz. Konu Denge olduğunda arzu ettiğimiz şey, bu akışın tatmin edici olması için hayatlarımızda kıymet verdiğimiz öncelikleri dengeleme becerisine sahip olmamızdır.

Denge her şeyi eşitlemek anlamına gelmiyor. Denge yavaşlamayı da gerektirmiyor; ancak bazen yapmamız gereken şey tempoyu düşürmek olabilir. Denge sadeleştirmek değildir; ancak parçaları sınıflandırmak, bazı şeylere “evet” bazılarına da “hayır” demek en doyurucu akışı sağlamak için ideal yol olabilir. Özetle, çoğumuzun istediği daha hızlı ya da yavaş gitmek veya daha aza ya da çoğuna sahip olmak değil; tatmin edici bir hayat yolunda daha yumuşak bir yolculuktur.

Bizler çoğunlukla bu yolda daha az mücadele ve daha fazla hareket kolaylığı ararız. Evrende her şey, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister. Buradaki “maksimum düzensizlik” kavramı düşük enerji eğilimini ifade eder. Dolayısıyla, evrende her şeyin kendini minimum enerjiye çekmek eğiliminde olduğunu ifade etmemiz yanlış olmaz.

Üçüncü D olan Doyumluluk, bizlerin Denge içerisinde ve akışta yer alarak canlı ve değerli bir hayat yaşıyor olmamızı ifade eder. Bu değerin ölçüsü ise sahip olduklarımızın maddi karşılığı değildir.

Çoğu zaman toplumsal hayatın genel yönlendirmesi ve kişisel dürtülerimiz bizleri keyif verecek eylemlere ve paranın sağlayacağı imkânlara yönlendirir. Oysa paranın sağladıklarıyla mutlu olmaya çalışmak, susuzluğumuzu deniz suyu içerek gidermeye benzer. Böyle bir durumda susuzluğumuzun daha da artması misali, paranın satın aldıkları da doyumu karşılayamadığı gibi yerine daha büyük bir açlık getirir.

Öyleyse bizleri Doyuma kavuşturacak olan nedir? Gündelik ihtiyaçlarımızın ötesinde bizleri daha anlamlı amaçlara ne taşıyacak? Eğer bir şeyi yaparken aldığımız zevk, o şeyin sağladığı getirinin bizlere verdiği zevkten fazlaysa, yaptığımız her neyse onda bir anlam duygusu buluyoruz demektir. Kendimizi değerli bir eylemi gerçekleştiriyor olarak gördüğümüzde ona anlam yükleriz. Dünyadan aldığımız karşılık, dünyaya verdiğimiz enerjiye bağlıdır. Bu ikisi arasındaki denklik durumunda yaşadığımız hayatta Doyuma ulaşmışız demektir.

Dördüncü D olan Dinginlik kavramını daha iyi anlamak adına Hermann Hesse’ye kulak verelim. Hermann Hesse, Siddhartha adlı eserinde “Irmak aynı zamanda her yerdedir, kaynadığı yerde, döküldüğü yerde, çağlayanda, kayıkta, akıntı yerinde, denizde, dağda, aynı zamanda her yerde ve onun için yalnızca şu an vardır, geçmişin gölgesi diye bir şey bilmez ırmak, geleceğin gölgesi diye bir şey de bilmez… Geçmişte olan, gelecekte olan hiçbir şey yoktur; her şey vardır sadece, şu an içinde varlık sahibidir,” diyor.

Dinginlik dendiğinde ‘sıradan olma’ halini aklımıza getirelim. Sıradanlık, burada ‘orta derecede’, ‘ne iyi ne kötü’ veya ‘bayağı’ anlamını taşımıyor. ‘Bayağı’ iç sıkıcı bir ifadedir. Bir anlamda, farkındalık gücümüzü herhangi bir şey üzerinde yoğunlaştırmadığımız durumu ifade eder. Bundan ötürü de canlı, dinamik, yaratıcı ve güzellik dolu bir yaşam süremediğimiz algısı uyandırır. Oysa hiç birimiz kendimiz, kendi farkındalığımız ve kendi hayatımız için bayağılık arzu etmeyiz.

Sıradan olmayı karmaşıklıktan uzak, sade bir ömür sürmek olarak hayal edelim. Sıradan olmak bizi dosdoğru hayatın ana akışı içine sokacaktır. Sıradan olmak, bir anlamda akışın içerisinde çevremizle eşit olmak demektir. Akış, bizleri kim olduğumuzu bilişin sakinliğine eriştirecektir. Hayatın devinimi, bir dalganın sahile yolunu bulması kadar güvenli bir şekilde bizi Dinginliğe taşıyacaktır. Dinginlik, bütünlüğe varışın duygu dünyamızdaki yansımasıdır.

error: Teşekkür ederim.