Hayat dediğimiz resmin bütününe baktığımızda görmeyi arzu ettiğimiz şeylerin başında yaşadıklarımızın bizleri doyuma ulaştırması gelir. Doyum, ancak canlı ve kendimiz için değerli bir yaşam sürmemizle mümkün. Diğer yandan yaşamımızda erişmeye çalıştığımız bir diğer amaç olan denge, sürekli devinim halindeki bir hayatın içerisinde bulunmamızla ilgili. Konu dengeye geldiğinde bireylerin önem verdiği şey, bu devinimin tatmin edici olması adına hayatlarında kıymet verdikleri öncelikleri dengeleme becerisine sahip olmaktır. İnsanlar daha az mücadele ve daha fazla hareket kolaylığı isterler.
Fiziğin temellerinden birini oluşturan termodinamiğin ikinci kanunu, “Evrende her şey, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister” der. Bu tanımdaki “maksimum düzensizlik” kavramı düşük enerji eğilimini ifade eder. Dolayısıyla kanunun söylemeye çalıştığı, “evrende her şeyin kendini minimum enerjiye çekmek eğiliminde” olduğu yönündedir. Yerçekiminin olduğu bir ortamda yüksekten bırakılan bir taş aşağı düşecektir; zira taşın bulunduğu ilk yükseklikte sahip olduğu enerji, yerdeki konumuna kıyasla daha yüksektir.
Söz fizikten açılmışken başka bir örnekle devam edelim. Newton mekaniğinin tarif ettiği statik (durağan) veya dinamik (hareket halindeki) sistemlerin tarif edildiği denklemleri çözmek için kabul edilen çok temel bir husus vardır. O da sistemin “denge” konumunda olduğu! Kuantum fiziğini bilmediğim için benzer durum burada da var mıdır bilemiyorum. O yüzden örneğimi klasik Newton mekaniğinden vermekle yetiniyorum.

İster fizik, ister klasik mekanik, ister insan yaşamı söz konusu olsun. Her şey dönüp dolaşıp “denge” noktasına varıyor. Yaşamda dengeyi sağlamak, yapmakta olduğumuz eylemleri eşit düzeyde tutmak anlamına gelmiyor. Denge hayatı yavaş yaşamayı gerektirmez; ancak, zaman gelir gerekli olan şey yavaşlamak olabilir. Denge hayatı sadeleştirmek de değildir. Bununla birlikte sınıflandırmak, öncelik vermek, bazı şeylere “evet” bazılarına “hayır” demek en doyurucu akışı yaşamak adına ideal yol olabilir. Çoğumuzun istediği daha hızlı veya yavaş gitmek; daha çoğuna ya da azına sahip olmak değil, tatmin edici bir yaşam yolunda sakin bir yolculuktur.
Yaşam potamıza koyduğumuz ögelerin sayısı arttıkça ve bizler bunların çoğunu yüksek öncelikli konuma yerleştirdikçe dengeyi korumak adına daha fazla enerji sarf etmek durumunda kalacağımız çok açık. Her ne kadar insan yaşamını fizik kurallarıyla ve mekanik denklemlerle ifade etmek bahis konusu olmasa da hayatımızdaki denge unsuru söz konusu olduğunda doğa kanunlarının burada da geçerli olduğunu görmemezlik edemeyiz. Evrendeki her sistem denge konumuna ulaşmak veya en azından denge durumuna yakınsamak için devinirken kâinatta bir zerre olan insanoğlunun bu hareketin aksine çaba sarf etmesi nafile bir çaba olacaktır.
Yaşam enerjimizi, hak ettiğine inandığımız önceliklerimize vakfettiğimiz ve dengede kalmak adına daha düşük enerji sarf edeceğimiz günlere kavuşmak dileğiyle…
Ünal Elbeyli
Bu yazım ilk olarak 14 Nisan 2020 tarihinde e-koc.org sitesinde yayımlandı.
