Bir önceki yazımda dört ‘ben’den kısaca bahsetmiştim. Onların kim olduklarını anımsayalım.
‘Olduğum ben’: Bedenimle, ruhumla, zihnimle ve duygularımla varlığımı temsil eden… Var olduğum hâlim.
‘Olmak istediğim ben’: Bugünkü ‘ben’e kıyasla daha iyi olmasını arzu ettiğim bir üst sürümüm (her zaman bir üst sürüm olacağı gerçeğini hatırda tutarak)…
‘Olduğumu düşündüğüm ben’: Kendimi bilmediğim, tanımadığım ve kendime nesnel bir gözle bakmadığım için yaşadığım yanılsama… ‘Olduğuma inandırıldığım ben’ de diyebiliriz.
‘Olmam gerektiğini düşündüğüm ben’: Yukarıda bahsini ettiğim yanılsamanın bir uzantısı olarak gelecekte erişmem gereken kişi olarak bana dayatılan…
İzninizle sondan başlayayım.
İçinde yetiştiğimiz aile ortamı, sosyal çevremiz, arkadaş grubumuz ve nihayetinde mensubu olduğumuz kültür ister istemez belirli kalıplara girmemizi ve belirli davranışları sergilememizi gerektiriyor. Hangi coğrafyada veya hangi toplumda doğmuş olursak olalım çevre şartlarının tanımladığı bireyler oluyoruz. Beklentilerimiz de ister istemez bunlara bağlı olarak şekilleniyor. Kimi zaman o beklentiler bizim için önceden oluşturulmuş dahi olabiliyor. Bizler de farkında olmaksızın bizim için tanımlanmış amaçlar doğrultusunda geleceğimize yönleniyoruz.
Genelleme yapmamaya çalışsam da çoğunlukla para, güç, statü ve tanınırlık/bilinirlik olgularının kişinin beklentileri olarak ortaya çıktığını gözlemliyorum (beklentiler yerine onun için tanımlanmış gereklilikler demek daha mı doğru olur?). Hani, mutlu olmak bir zorunlulukmuşçasına insanları yönlendiren (hatta güdüleyen) ve belirli şeyleri yaptıkları ya da belirli şeylere sahip oldukları zaman mutlu olacaklarına inandırmaya çalışan reklamlar vardır; işte bu beklentilerin o reklamlardan farklı olmadığı görüşündeyim. Bir kartvizitin üzerinde yer alan logonun hangi şirkete ait olduğunun ve ismin hemen altında yazan ünvanın büyüklüğünün(!) çoğu zaman o doymak bilmez beklentilere birer örnek teşkil ettiğine şahit olmuşluğum vardır.
Bir keresinde bir çalışma arkadaşımın, “Kayınvalideme kartımı gösterirken artık üzerinde bir şey yazıyor olmasını istiyorum,” demesi sanırım yukarıda anlatmaya çalıştığım duruma güzel bir örnek. ‘Bir şey yazıyor olması’ ifadesinin bir gerekliliği tanımlıyor olması, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir konu. Kartvizitin gösterileceği kişilerin kimler olduğundan bağımsız… İşte ‘olmam gerektiğini düşündüğüm ben’.
Çalışılan şirketin kişiye sağladığı maddi ve manevi olanaklar ile iş yaşamında garanti ettiği sürdürülebilirliğin önemini yadsımıyorum. Bu unsurların ‘ben’ dediğimiz kişiyi hangi yönlerden beslemekte olduğunu; daha da önemlisi bizleri taşıyan birer ‘araç’ olduklarını unutmamak gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum.
“Ben beklentilerime eriştiğimde kim olacağım? Kim olmak istiyorum?” Bireyi ‘olmak istediği ben’e, yani tatminkâr bir hayata kavuşturacak sorular asıl bunlar.
Peki, ‘olduğumu düşündüğüm ben’ kimdir? Ne yazık ki, çoğumuz ‘aile büyüklerimizin büyük işler başaracak çocukları’, ‘sınavlarda Türkiye bilmem kaçıncısı olmuş başarılı öğrencileri’, ‘üniversitelerin yüksek puanla girilen bilmem hangi bölümünü kazanmış gelecek vaat eden gençleri’, ‘bilmem hangi uluslararası şirkete kabul edilmiş yönetici adayları’ olarak tanımlandık, tanımlanıyoruz ve tanımlanacağız.
Karamsar bir tablo çizme gayreti içerisinde değilim. Vaka bu ve ben sadece yazıya döküyorum. Kendimizi olduğumuzdan daha üstün, mükemmel, başarılı, vs. görmemiz adına hayatımızdaki herkes elbirliği yapmışçasına iyiliğimiz(!) için çabalıyor ve bizi motive etmeye gayret ediyor. Onlara minnettarız. Peki, böyle hareket ederek bize gerçekten iyilik mi ediyorlar? Kimden daha üstünüm? Hangi kritere göre mükemmelim? Başarımın ölçütü ne?
Birer sorunsal olmaya başlamış bu ve benzeri soruların yanıtlarını verebilmek adına ‘olduğum ben’i tüm nesnelliğiyle; artılarıyla ve eksileriyle; yapabildikleri kadar yapamadıklarıyla da görme olgunluğunu sergileyebilmek hakikaten çok kıymetli. Bu görüşe sahip olabilmek apayrı bir deneyim.
Siz bu deneyimi yaşamak adına neye ihtiyaç duyuyorsunuz?
Fotoğraf: Marten Bjork | Unsplash
Bu yazım ilk olarak 24 Ocak 2022 tarihinde Linkedin’de yayımlandı.
