“Ben kimim?”
Kısa ve sade olsa da cevabı yüzyıllar boyunca düşünürlerin zihnini kurcalamış bir soru. Sanırım hâlâ da yanıtlanabilmiş değil.
Kendimizden bahsetmeye başladığımızda çoğunlukla mesleğimizden, öğrenim durumumuzdan, ailemizden, yaşadığımız yerden veya ilgilendiğimiz konulardan bahsederiz.
Bu bilgilerin hepsi hayatımızın dışarıdan görülebilen yönlerine dairdir.
Yine de tüm bunlar bizi anlatmaya ne kadar yeterlidir?
Hayat yolunu yürümeye başlar başlamaz farklı roller üstleniriz. Evlat, eş, anne, baba, çalışan, yönetici, arkadaş… Bir yapbozun parçaları misali hepsi bizim bir yönümüze karşılık gelir.
Rollerimizin her biri beraberinde farklı beklentiler de getirir. İlginçtir ki ailemizin, içinde bulunduğumuz çevrenin, çalıştığımız şirketin, hattâ ait olduğumuz toplumun bizden bekledikleri ile kişisel beklentilerimiz zaman içerisinde iç içe geçebilir. Hangisinin gerçekten bize ait olduğunu ayırt etmek de giderek zorlaşabilir.
Yıllar geçtikçe “Ben gerçekten böyle biri miyim, yoksa böyle biri olmam gerektiğini mi düşünüyorum?” düşüncesi kendini hissettirmeye başlayabilir. Ne var ki, “Ben kimim?” sorusunu yalnızca kişilik özelliklerimiz üzerinden cevaplamaya çalışmak bize yeterli ve tatminkâr gelmeyebilir. Bu sorunun bendeki çağrışımlarını “Gerçek İlim Kendini Bilmektir” başlıklı yazımda dile getirmiştim.
Yaşadığımız hayata baktığımızda tercihlerimiz, vaktimizi nasıl değerlendirdiğimiz, nelere öncelik verdiğimiz ve hangi sorumlulukları üstlendiğimiz “ben” dediğimiz kişinin farklı yönlerini oluşturuyor.
Bu noktada şu soru ile karşı karşıya kalıyoruz.
“Yaşadığımız hayatın ne kadarı gerçekten bizim tercihimiz?”
Doğaldır ki, bazı kararlarımızı kendi irademizle ve bilinçli olarak veriyoruz. Kimi kararlarımız hayatın bize sunduğu şartların birer sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bazılarını ise zaman içinde nasıl oluştuğunu dahi fark etmediğimiz bir düzenin uzantıları olarak karşımızda buluyoruz.
Hayatımızı, kendi şartlarımız içerisinde İsviçre saati misali işleyen bir mekanizma gibi düşünelim. Sorumluluklarımızı yerine getiriyor, sorunları çözüyor, günlük hayatımızı yönetiyoruz.
Bununla birlikte, hayatımızın düzenli işlemesiyle yaşadığımız hayatı gerçekten kendimize ait hissetmek aynı şey mi?
Zaman zaman mola verip “Her şey yolunda mı?” diye sormanın yanı sıra şu sorulara da yer vermek fena olmayacak sanırım.
“Nereye gidiyorum?”
“Gitmekte olduğum yerde ne bulmayı bekliyorum?”
“Bulmayı beklediğim şeyin benim için önemi ne?”
“Yaptıklarım ile önem verdiklerim arasında hâlâ bir bağ var mı?”
‘“Ben” Dediğimiz Kişi…’ başlıklı videomda da “ben” dediğimiz bütünü bir mozaik misali oluşturan farklı yönlerimiz üzerinde durmuştum.
İnsanın kendisini tanıması, yalnızca özünü anlamaya çalışmasıyla sınırlı olmayabilir.
Yaşadığı hayatın ne kadarında kendisini bulabildiğine bakmasının da bu arayışın bir parçası olduğu görüşündeyim.
O hâlde geriye bir soru daha kalıyor.
“Bugün yaşadığımız hayat, olduğumuz kişiyi ne ölçüde yansıtıyor?”
Fotoğraf: Elizaveta Dushechkina | Pexels

