Bize özgür olduğumuzu düşündürten nedir?
Bir karar verirken kimsenin bize ne yapmamız gerektiğini söylememesi yeterli mi?
Önümüzde farklı seçeneklerin bulunması, bunların arasından dilediğimizi seçebilmemiz bizi özgür kılar mı?
Gün içinde farkında olmadan sayısız tercih yaparız. Ne giyeceğimizden ne seyredeceğimize, kimlerle görüşeceğimizden boş zamanımızı nasıl değerlendireceğimize kadar…
Yalnızca basit seçimler yapmıyoruz. Hayatımızın yönünü değiştirebilecek önemli kararlar da veriyoruz.
Hangi mesleği seçeceğimiz, nerede yaşayacağımız, hayatımızı kiminle birleştireceğimiz, ne zaman yeni bir başlangıç yapacağımız…
Bunları kendi irademizle seçebildiğimiz ölçüde hayatımız üzerinde söz sahibi olduğumuzu düşünüyoruz.
İrademizle seçim yapmak ve karar vermek, o kararın gerçekten bize ait olduğu anlamına mı gelir?
Özgür olmak ile özerk olmak arasındaki fark belki de burada belirginleşiyor.
Özgürlüğü çoğu zaman önümüzdeki seçenekler ve bizi sınırlayan koşullar üzerinden değerlendiririz.
Özerklik ise başka bir soruyu gündeme getirir: “Seçimlerimizin yönünü ne belirliyor?”
İnsan yalnız yaşayan bir varlık değil. Doğduğumuz andan itibaren ailemizle, yakınlarımızla, arkadaşlarımızla ve içinde bulunduğumuz toplumla ilişkiler kuruyoruz. Bu ilişkiler içerisinde başkalarını etkiliyor, onlardan etkileniyoruz.
Dolayısıyla bütünüyle dış etkilerden arınmış bir karar vermemiz ne kadar mümkün olabiliyor?
Mesleğimizi seçerken büyüklerimizin görüşleri, kendimiz için harcarken ailemizin gereksinimleri, kariyerimizi değerlendirirken çocuklarımıza olabilecek etkileri, hayatımıza ilişkin kararlar verirken yakınlarımızın beklentileri üzerimizde etkili olabilir.
Bütün bunlar özerkliğimizi kaybettiğimiz anlamına gelmez.
Başkalarından etkilenmek ile hayatımızın yönünü başkalarına bırakmak aynı şey değildir.
Burada hassas bir dengeyle yüzleşmek durumunda kalırız.
Kendi hayatımızın öznesi olmak adına çevremizdeki insanları yok sayamayız. Verdiğimiz kararların sonuçları her zaman yalnızca bizi etkilemez.
Bir anne veya babanın verdiği karar çocuklarının hayatına dokunabilir. Bir yöneticinin tercihi birlikte çalıştığı insanların çalışma ortamını değiştirebilir. Bir aile ferdinin aldığı karar, bütün ailenin gündelik hayatını etkileyebilir.
Bu nedenle özerk olmak, “Benim hayatım, istediğimi yaparım,” demek değildir.
Başkalarını dikkate almak da kendi hayatımızdan vazgeçmek anlamına gelmez.
Başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin içinde kendi sesimizi kaybetmeden yaşayabilmek, bu hassas dengeyi koruyabilmenin önemli bir unsuru.
Bu ayrım, özgürlük hakkındaki düşüncemizi de değiştirebilir.
Önümüzde birçok seçenek bulunabilir. Dilediğimiz işi seçmekte, istediğimiz yerde yaşamakta, paramızı istediğimiz gibi kullanmakta özgür olabiliriz.
Ancak bütün bunları neden istediğimizi hiç sorgulamıyorsak sahip olduğumuz seçenekler anlamlarını yitirebilir.
Başkalarının gerisinde kalmamak için verdiğimiz bir karar…
Ailemizin onayını kaybetmemek adına sürdürdüğümüz bir hayat…
Çevremizde kabul görmek için peşinden gittiğimiz bir başarı ölçütü…
Bunların hiçbirinde bizi zorlayan görünür bir el olmayabilir.
Kararı yine biz veririz.
Peki, kararın kaynağı gerçekten biz miyiz?
Kendi hayatımızın öznesi olmak, her kararımızı yalnız başımıza vermekten çok, neyi neden seçtiğimizin farkında olmakla ilgilidir.
Bunun için hayatımızdaki insanlardan uzaklaşmamız gerekmiyor. Onların düşüncelerine kulak vermekten vazgeçmemiz de gerekmiyor.
İlişkilerimizi korurken kendi yönümüzü tayin edebilmek; kendi yolumuzda ilerlerken ilişkilerimizin bizim için taşıdığı değeri unutmamak mümkün.
Özerklik ve ilişkisellik birbirinin karşıtı olmak zorunda değil.
Hayat hakikatte tam olarak bu ikisinin arasında şekilleniyor.
Bir tarafta kendi irademiz, diğer tarafta bizi biz yapan bağlarımız.
Sanırım, ustalık bunlardan birini diğerine feda etmek yerine ikisini aynı hayatın içinde yaşatabilmekte yatıyor.
Özetle tercihlerimizi özgürce yapabilmekten çok, bu tercihlerin ne kadarının kendi irademizi yansıttığını ve hayatımızdaki insanlarla kurduğumuz bağların bu tercihlerde nasıl bir yer tuttuğunu görebilmenin önemli olduğu inancındayım.
Kendi hayatımızın öznesi olmak tam da burada başlıyor.
Fotoğraf: Cottonbro Studio | Pexels
