İçeriğe geç

Deneyim Her Zaman Yetki Getirir mi?

Çalışma hayatında yaş ile deneyim arasında doğal bir ilişki olduğu kabul edilir. İstisnalar olsa da bu ilişkinin varlığına büyük ölçüde tanıklık ederiz.

Yıllar içerisinde farklı sorunlarla karşılaşır, kimi zaman bunlara çözümler üretir, kimi zaman da verdiğimiz hatalı kararların sonuçlarını yaşayarak görürüz. Kitaplarda yazmayan, eğitimlerde anlatılmayan pek çok bilgiyi böylelikle edinmiş oluruz.

Deneyim böyle oluşur.

Bizzat yaşayarak edindiğimiz deneyim arttıkça karar verme yetkimizin de artmasını beklememiz ne kadar doğal?

Deneyim yolculuğunun zahmetli oluşu bizdeki bu beklentiyi yükseltiyor olabilir mi?

Yirmi beş yıllık iş tecrübesine sahip bir çalışan düşünelim.

Çalıştığı sektörü gayet iyi tanıyor. Farklı şirketlerde görev almış, birçok yöneticiyle birlikte çalışmış. Bir gün kendisinden on beş yaş küçük bir yöneticiye bağlı olarak çalışmaya başlıyor.

Böyle bir durumun kendisi için mutlaka sorun teşkil edeceğini söylemek elbette ki mümkün değil.

Yine de yaş, deneyim ve yetki arasında zihnimizde kurduğumuz alışıldık ilişki değiştiğinde üst-ast ilişkisine bakışımız da değişebiliyor.

Deneyimli çalışan, yöneticisinin verdiği bir kararı değerlendirirken yalnızca kararın kendisine değil, kararı veren kişinin tecrübesine de bakabiliyor.

Genç yönetici ise karşısındaki çalışanın deneyimini değerli bir kaynak olarak görmekle, yönetsel sorumluluğunu korumak arasında bir denge kurmaya çalışıyor.

Böylece görünürde işin nasıl yapılacağı konuşulurken arka planda başka bir soru varlığını hissettirmeye başlayabiliyor:

“Burada kimin sözü daha fazla ağırlık taşımalı?”

Deneyimin yadsınamayacak bir değeri olduğuna kuşku yok. Ancak deneyim, beraberinde karar yetkisi de taşımak durumunda değil.

Deneyim geçmişte karşılaştığımız durumların, verdiğimiz kararların ve bunların sonuçlarının oluşturduğu bir birikim. Yetki ise organizasyon içerisinde belirli bir sorumluluğu üstlenen kişiye verilen karar alanını ifade ediyor.

Sorun, deneyim ile yetkinin birbirinin doğal sonucu olduğunu düşündüğümüzde ortaya çıkabiliyor.

Deneyimli olmak her durumda karar verme yetkisine sahip olmayı gerektirmediği gibi, karar yetkisine sahip olmak da bir insanın çevresindekilerin deneyimine ihtiyaç duymadığı anlamına gelmiyor.

Üstelik ilişkinin iki tarafında da bazı kabuller bulunabilir.

Deneyimli çalışan, kendi mesleki geçmişini referans alarak genç yöneticinin kararlarını sorgulayabilir.

Benzer şekilde, genç yönetici de deneyimli çalışanın itirazlarını kendi otoritesinin sorgulanması olarak değerlendirebilir.

Böyle bir yaklaşımın baskın olduğu çalışma ortamlarında, konuşulan konu ile insanların birbirlerini algılama biçimleri birbirine karışmaya başlar.

Bu konuyu “İş ve Hayat” YouTube kanalımda “İç Hatlar” serisinin 13. videosunda, genç yönetici ile deneyimli çalışan arasında gözlemlenebilecek çatışma özelinde ele almaya çalıştım.

Burada belirleyici olanın yaş, deneyim ve yetkiyi birbirinden ayırarak aralarındaki ilişkiyi değerlendirebilmek olduğu kanaatindeyim.

Deneyimin kararları besleyebileceği, yetkinin ise deneyimi dinlemekten çekinmeyeceği bir ortamın her iki taraf için daha fazla değer sağlayacağı inancını taşıyorum.

Kimi zaman çalışma hayatında karşılaşılan önemli engellerden biri, insanların birbirlerinden farklı şeyler bilmeleri değil; bildiklerine yükledikleri anlamın, karşısındakinin bildiklerine verdikleri değerin önüne geçmesi olabilir.

O hâlde şu soruyu, yalnızca genç yöneticilerle ve deneyimli çalışanlarla sınırlamadan kendimize de yöneltebiliriz.

“Bir görüşü değerlendirirken söylenenlere mi; söyleyen kişinin yaşına ve deneyimine mi; yoksa konumuna mı daha fazla öncelik veriyoruz?”

Fotoğraf: Kampus Production | Pexels

error: Teşekkür ederim.