İçeriğe geç

İnsanın Kişiliği Cevheridir

Yazılarımın çoğunda ‘insanın kendisini yeniden inşa etmesinden’ bahsederken aslında neyi kastettiğimi daha açık bir dille ifade etmemin lüzumunu hisseder oldum.

Çevremizle sağlıklı bir iletişim kurabilmek adına gülümsemek; konuşurken göz temasını korumak; tokalaşırken karşımızdakinin elini güven verecek şekilde sıkmak; sihirli (!) oldukları ifade edilen “lütfen”, “teşekkür ederim”, “özür dilerim” sözlerini (neden sihirli olarak nitelendirildiklerini hiç anlamamışımdır; günlük hayatta yer vermek gayet doğal değil mi?) kullanmak gibi öğretiler dile getirilir.

Ve tüm bunları yaptığımızda hem kendimizin hem de karşımızdakinin hayatının güllük gülistanlık olacağı söylenir. Elbette ki beşeri ilişkileri sağlam ve kalıcı bir temele oturtarak yaşamak adına tüm bunlara ve daha fazlasına yer vermeliyiz hayatta. Yine de bir meyvenin etli kısmını yiyerek lezzetine varıyor olsak da o meyvenin hayat özünün çekirdeğinde gizli olması misali içimizde derinlerde bir yerde daha önemli kavramların var olduğunu göz ardı etmememiz gerektiğine inanıyorum.

İnsanın kendisini inşa etme yolculuğunun tam da bu çekirdekten başladığı görüşündeyim.

İnsanın kişilik özellikleri olarak nitelendirebileceğim ve her birimizin içinde zaten var olduğuna inandığım şu ögeler belki sadece hatırlanmayı, bir parça özen gösterilmeyi, elmas misali işlenmeyi, yaşamımıza daha fazla dahil olmayı bekliyorlardır.

Bütünlük                                  Sabır

Alçakgönüllülük                     Gayretkeşlik

Vefakârlık                                Yalınlık

Ölçülü olma                           Ilımlı olma

Cesaret                                   Karşındakine iyilikle yaklaşma

Adalet

Çoğu zaman bizde olmadığını veya eksik olduğunu düşündüğümüz özelliklere öncelik vererek bir tamamlanma sürecine gireriz. Kitaplar okuruz, eğitimler alırız, konuşmalar dinleriz… Tüm bunları yaparken, hattâ yapmadan önce en çok neye ihtiyacımız olduğunu anlamak adına önce kendi içimize kulak kabartsak, kendimizi gözlemlesek ve kendimizi hissetsek… Kendimizi ‘tam’ olmak adına koşullarken ‘çekirdeğimizde saklı olanlara’ öncelik versek ve daha sonra bakışlarımızı dışarıya çevirsek…

Hermann Hesse, Boncuk Oyunu adlı kitabında şöyle der: “İlk bakışta insan sanır ki, en karanlık yeri, en derin yeridir gökyüzünün; ama çok geçmeden bu karanlık ve yumuşaklığın yalnızca bulutlardan oluştuğunu, tüm derinliği ile evrenin ancak buluttan dağların saçaklarıyla fiyortlarında başlayıp sonsuzluğun içerisine dalıp gittiğini ve bu evrende yıldızların yer aldığını anlar, görkemli yıldızların, biz insanlar için aydınlık ve düzeni simgeleyen bu alabildiğine yüce varlıkların. Dünyanın ve gizlerinin derinliği bulutların ve siyahlığın olduğu yerde değildir, derinlik aydınlıkta ve beyazdadır”.

Kendimizi bilme olgunluğunu gösterdiğimizde, sahip olduklarımız ve olmadıklarımız için en önce kendimize karşı dürüst olduğumuzda kişilik özelliklerimizi maden cevheri misali işliyor olacağımıza ve kendimizi de bu cevherden elde edeceğimiz kıymetli taşlarla yeniden inşa edeceğimize inanıyorum.

Ünal ElbeyliACC


Bu yazım ilk olarak 5 Kasım 2020 tarihinde e-koc.org sitesinde yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Teşekkür ederim.