… “ya nasip” demiş.
Çalışma hayatımda çok önemli yere sahip olan ikinci şirketimde, bağlı olduğum yöneticim ekibinde yüksek performans gösteren ve gelecek vaat eden çalışanlarını her fırsatta destekler, kendilerini farklı alanlarda geliştirmeleri için onlara alan tanırdı. Ekibindekilere kişisel ve kariyer gelişimleri için olanak sağlardı.
Ben de bu vesileyle şirketin yönetici yetiştirme programına dahil oldum. Uzun, keyifli, bir o kadar da zorlayıcı bir süreçten sonra olumlu bildirimlerle yolculuğumu tamamladım. Kariyerim açısından önemli bir adım attığıma inanıyordum. Yolum önümde şekilleniyor gibiydi. İşyerimdeki geleceğim açısından kendime olan güvenimin nasıl artmış olduğunu bugün dahi çok net anımsıyorum.
Sonra, duyulan bir ihtiyaçtan ötürü rotasyon yoluyla beni farklı bir bölüme aldılar. Bağlı olduğum yöneticim yeni atandığım bölüme vekaleten baktığı için hiç itiraz etmedim. Aslını söylemem gerekirse, o ihtiyacın benim yetkinliklerime olan ihtiyaç ile örtüşmesi hoşuma da gitmişti. Yaklaşık iki sene bu şekilde çalıştım.
Derken bir gün, organizasyon değişikliği olacağı haberi ulaştı. Bağlı olduğum yöneticimin vekaleten baktığı ve benim çalışmakta olduğum bölüm bu değişiklik ile farklı bir birime ve dolayısıyla farklı bir yöneticiye bağlandı. Halef selef olan yöneticilerim arasındaki farkları uzun uzadıya anlatmayacağım. Çalışanlarına karşı yaklaşımlarının taban tabana zıt olduğunu söylemem yeterli olacaktır.
Yeni yöneticim ile oldukça hassas bir zeminde çalışmayı başardığıma inanıyorum. Zira, bölümdeki diğer iki şef emekliliklerini talep ederek şirketten ayrılmayı seçti. Louisiana Eyalet Üniversitesi’nden Leon C. Megginson’un 1963 yılında Güneybatı Sosyal Bilimler Derneği’nin toplantısında yapmış olduğu konuşmasında söylediği gibi, ‘en güçlü veya en zeki olan değil, değişime en çok uyum sağlayabilen hayatta kalıyordu’ (bu sözün Charles Darwin’e atfediliyor olması gerçeği yansıtmamaktadır). Değişken ortamlara ve zor insanlara ne kadar iyi uyum sağladığım yönünde kendimi övüyor değilim. Övünmüyor olmamın nedeni, iki sene sonra yaşayacağım daha büyük bir değişiklikti.
2008 yılının ortalarıydı. Çalıştığım bölümün şirketin İstanbul dışındaki fabrikasına taşınacağı ve faaliyetlerine orada devam edeceği haberini aldığımda kariyerime ilişkin beklentilerimin, geleceğimle ilgili hedeflerimin ellerimin arasından kayıp gittiğini hissettim. Dört yıl önce ne düşünüyor ne hissediyordum; şimdiyse…
Yeni yöneticim, haberi aldığımız günün yaklaşık iki ay öncesinde yaptığımız performans değerlendirme görüşmesinde, kariyer gelişimim için şirkette çalışabileceğim departman seçeneklerini sıralarken, “Bir tek Mali İşler’de çalışman mümkün olmaz. Sen mühendis adamsın. İyi finans bilmen gerekir” demişti. Aynı yılın Kasım ayında, makine yüksek mühendisi olan bendeniz, Mali İşler Md.’lüğünde teşviklerden sorumlu olarak çalışmaya başlamıştım!
John Lennon, Beautiful Boy adlı şarkısında “Hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir” diyor. Bizzat yaşamamış olsam bu söz benim için şarkı sözü olmaktan öteye geçmezdi. Şirketteki kariyer yolum sona erecekken makas değiştirmiş ve ben farklı bir güzergâhta da olsa yoluma devam etmiştim.
Hayatta kesin gözüyle bakabileceğimiz ne var?
Daha da önemlisi, kesinlik barındırmayan bir hayat nasıl yaşanmalı?
Fotoğraf: Andrew Karn | Unsplash
Bu yazım ilk olarak 10 Mayıs 2021 tarihinde Linkedin’de yayımlandı.
