İçeriğe geç

Her Seçimin Bir Bedeli Var (mı?)

“Seçimlerimizin bedelini öderiz.”

Bu ifadeyi çok sık duyarız. Ne tuhaftır ki bu cümle, toplumda sorgulanmadan kabul edilen bir önerme olarak günlük hayatımızda kendine yer edinmiştir. Oysa bir seçim yapmamız, verdiğimiz karar neticesinde başka bir ihtimalden vazgeçtiğimiz anlamı taşır. Asıl dikkat çekici olan ise bu vazgeçişi neden doğal bir sonuç olarak değil de ödenmesi gereken bir bedel olarak yorumladığımızdır.

Bir şeyi seçtiğimizde aslında seçmediğimiz en iyi alternatiften vazgeçmiş oluyoruz. İktisatta bu durum, fırsat maliyeti olarak adlandırılır ve bu, ekonomik anlamda gerçekten bir maliyettir. Ancak söz konusu tanım, maliyeti olumsuz bir sonuç, hele ki ödenmesi gereken bir bedel olarak tanımlamayı gerektirmez.

Seçim yapmanın bizi yormasının asıl nedeni seçimin kendisi değil de seçmediğimiz ihtimali zihnimizde yaşatmaya devam etmemiz olabilir mi?

Seçim yaparken gelecekte duyabileceğimiz bir pişmanlığı karar anında hesaba katıyor olabilir miyiz?

“Bedel” olarak tanımladığımız kavramın, seçimimizin kendisi değil de karşılaştırmaktan vazgeçmeyen zihnimizin içinde bulunduğu durum olma ihtimali nedir?

Konuya farklı bir açıdan baktığımda ise seçimlerimizi yaparken konu hakkında bilgi sahibiysek, seçenekler arasındaki farkları anlamlandırabiliyorsak ve tercihlerimizin altında yatan nedenlerin farkındaysak aslında bir sorumluluk üstlenmekte olduğumuzu görüyorum. Dolayısıyla, bu noktadan sonra “bedel ödemek” yerine “sorumluluk üstlenmek” kavramı devreye girmeye başlıyor.

Seçimlerimizin sonuçları beklediğimiz gibi gerçekleşmediğinde “yanlış karar verdiğimizi ve bedel ödediğimizi”; bizim açımızdan olumlu olduklarında ise “doğru karar verdiğimizi” düşünme eğiliminde buluruz kendimizi. 

Oysa bir tercihin sonucunu değerlendirirken içinde bulunduğumuz şartlar, sahip olduğumuz bilgi ve deneyim, zamanlama, başkalarının tercihleri ve öngöremediğimiz durumlar önemli rol oynar. Biz de bu çerçeve içerisinde, o an verebileceğimiz en makul kararı veririz.

Yeri gelmişken, bir olguyu adlandırırken kullandığımız ifade şekillerinin bizi nasıl yönlendirdiğine de dikkat çekmek istiyorum.

“Bedel ödemek, ceremesini çekmek, faturasını ödemek, cezasını çekmek” gibi söylemler hayatı muhasebe ve hukuk diliyle tanımlamaya çalıştığımızı düşündürtüyor bana. Sanki her kararımızın bir borç hanesi varmış ve buraya mutlaka bir bedel yazmamız gerekiyormuş gibi düşünüyoruz.

Oysa seçimlerimizin “bedeli” değil de “sonucu, karşılığı, yansıması…” olduğunu kabul etmemizin daha yapıcı bir yaklaşım olacağı inancındayım. Kullandığımız kelimeleri değiştirdiğimizde kendimizi yargılamayı bırakacağımızı ve daha nesnel bir bakış açısı geliştireceğimizi düşünüyorum. 

O halde “bedel” olarak adlandırdığımız olgu, çoğu zaman gerçekleşmeyen ihtimallere dönüp bakan zihnimizin yaptığı bir yorumdur.

Kelimeler değiştiğinde yaşadığımız deneyimin anlamı da değişmeye başlar.

Acaba, seçimlerimizin gerçek yükü, vazgeçtiklerimiz değil de sonuçlara bakarak seçtiğimiz kelimeler olabilir mi?

Fotoğraf: Pyae Phyo Aung | Pexels

error: Teşekkür ederim.