İçeriğe geç

Bilgi Sahibi Olmak mı, Bilge Olmak mı?

Yaklaşık yirmi üç yıldır aktif çalışma hayatı içerisindeyim. Bu zaman zarfında, özellikle de son on sekiz yıl içerisinde, ‘liderlik’, ‘her yönetici bir İK yöneticisidir’, ‘stresle başa çıkma’, ‘zaman yönetimi’, gibi adları hayli iddialı ve sona erdiğinde kendimi ‘aydınlanmış’ hissettiğim bir dizi eğitim aldım.

Aynı şirketin farklı bölümlerinden veya aynı holdingde yer alan farklı şirketlerden çalışanlarla, büyük bir otelin çok amaçlı salonlarından birinde, kare veya dikdörtgen şeklinde oluşturulmuş bir yerleşim düzeninde oturarak katıldığım eğitimleri anımsıyorum. Kıymetli eğitimcilerin hayranlık uyandıran aktarımları biz katılımcılara yol gösterirdi. Ancak, bu öyle bir yoldu ki, eğitim salonundan çıkmamızın üzerinden bir hafta dahi geçmeden önce taşlı bir patikaya döner, sonra yabani otların arasında belirsizleşir ve en nihayetinde de kaybolur giderdi.

Bu kadar yakınmam, büyük umutlarla gittiğim bu eğitimlerin o dönem bende kalıcı hiçbir etki bırakmamış olmasındandır. Ne oluyordu da anlatılanları öğrenmek ve anlamak adına dikkatimi bu kadar verdiğim eğitimlerin etkileri kısa bir süre sonra erozyona uğruyordu? Öğrendiklerimi günlük hayatıma ve işime yansıtamadan yitiriyor olmama anlam veremiyordum. Aynı iş yerinde çalıştığım insanlarda da aynı durumu gözlemliyordum. Bu arada, yönetim edebiyatında isim yapmış guruların kitaplarını okuyor; anlattıklarının izlerini iş yaşamımda görmeye çalışıyordum. Okuyor, okuyor, okuyordum… Ne yazık ki, okuduklarım yolumu aydınlatmıyordu. Okuduklarımın beni neden doyuramadığına anlam veremiyordum.

Yıllar geçti…

Kendimi yeniden inşa etme yolunda ilk adımlarımı atmaya başladığımda, iç dünyamda adını ilk başlarda koyamadığım bir değişim fark etmeye başladım. Bunda, o güne kadar öğrenmiş olduğumu ve bildiğimi sandığım pek çok şeyi sorgulamaya ve arkamda bırakmaya hazır olmamın da etkisi büyüktü sanırım. Yolda ilerledikçe, ‘Kendimi gerçekten biliyor muyum; yoksa başkalarının olmamı beklediği, görmeyi arzu ettiği kişi olmaya mı çalışıyorum?‘ sorusu üzerinde daha fazla düşünmeye başladım.

Bu dönemde okuduklarımı, işittiklerimi, gözlemlediklerimi, deneyimlediklerimi farklı bakış açılarıyla değerlendirmeye ve anlamlandırmaya başladım. Tek ve en doğru görüneni yaşamaya mecbur olmadığımı, hayatın bana sunmakta olduğu farklı seçenekleri tercih etme hakkım olduğunu gördüm. Daha da önemlisi, yaptığım her tercihin sorumluluğunu üstlenecek olanın yine ben olduğum gerçeğini kabul ettim. Bu sorumluluğu üstleniyor olmam, yapacağım tercihler konusunda daha titiz düşünmeye ve davranmaya yönlendirdi beni. Duygularımın farkında olarak, ama duygusallık sergilemeden yoluma devam etmemi sağladı. Gerçekte kim olduğumu görmeye ve deneyimlemeye başlamamla birlikte yaptıklarımı anlamlandırmaya da başladım. Elbette ki her yaptığıma bir anlam yükleme çabası değil; benim için anlam taşıyan eylemleri hayata geçirmekti bu. ‘Bilmek’ durumundan ‘olmak’ durumuna atılan adımlardı bunlar.

Yolculuğum bu sözü doğrularcasına başlamıştı. Bu sözün aydınlığıyla da devam ediyor. Bilgi öğrenilebilir; ama bilgiden faydalanabilmek onu hayata yansıtmayı gerektiriyor. Bilgelik bu noktadan sonra başlıyor. Bilgelik ancak yaşanır ve inşa edilir. Bilgelik bir başkasına anlatılamaz ve öğretilemez. Daha da ötesi, bilgelik varılacak bir nokta değildir. Yaşam boyu sürecek bir ‘olma hâlidir’.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Teşekkür ederim.